İçeriğe geç
Pin
İnceleme

The Canon of Balls İncelemesi: Dark Souls’un Mimari Duygusu, Super Monkey Ball’un Çılgınlığı ve Minecraft Parkur’u Bir Küreye Sığdıran Open World Platformer

The Canon of Balls; Dark Souls atmosferi, Super Monkey Ball mekaniği, Fumito Ueda esinleri ve Minecraft parkuruyla öne çıkan tuhaf bir open world platformer. İşte detaylar.

Editör··5 dk okuma
The Canon of Balls İncelemesi: Dark Souls’un Mimari Duygusu, Super Monkey Ball’un Çılgınlığı ve Minecraft Parkur’u Bir Küreye Sığdıran Open World Platformer

The Canon of Balls, tek cümleyle anlatılması neredeyse imkânsız bir oyun: dışı paslanmış bir heykelin yüzü, içinden fırlamış etli bir dil ve tüm bunları taşıyan yuvarlanan bir kafes. İlk bakışta bilinçli olarak kaotik duruyor; ama Rock Paper Shotgun’ın da altını çizdiği gibi, bu kaotikliğin altında ince ince işlenmiş bir tasarım vizyonu var. Dark Souls’un ağır atmosferi, Super Monkey Ball’ın fizik tabanlı çılgınlığı, Fumito Ueda’nın sessiz epikliği ve Minecraft parkurunun el yapımı hissi; hepsi tek bir yuvarlanan platformerda bir araya getirilmiş.

Dark Souls Atmosferini Yuvarlanan Bir Kafese Sıkıştırmak

The Canon of Balls, açık dünya platformer türünün en temel kuralını baştan yazıyor gibi görünüyor. Klasik Dark Souls oyunlarında karakteriniz ayakları yere sağlam basarken ilerlerken, burada kontrol ettiğiniz şey bir kafes içinde yuvarlanan, diliyle dünyayı yoklayan tuhaf bir varlık. Mekanik kısmen basit: dilinizi bir sıçrama tahtası gibi kullanıyorsunuz. Ama bu sadelik, oyunun asıl gücünü oluşturan mimari atmosferi boğmuyor; tam tersine onu öne çıkarıyor.

Dark Souls yapılarının o ürkütücü sessizliği, dar koridorların ve uçurum kenarlarının verdiği o “bir sonraki köşede ne var” hissi, burada yuvarlanma fiziğiyle yeniden yorumlanmış. Mimari, tasarımın merkezinde duruyor: geniş, boş salonlar; kırık kemerler; üst kısımda belirsiz bir ışık. Oyunda bir an geliyor, dilinizi uzatıp bir sütuna tutunuyorsunuz ve kafesiniz o sütunun etrafında dönerken aşağıdaki uçuruma bakıyorsunuz. O an, klasik FromSoftware oyunlarının o unutulmaz keşif anlarına fazlasıyla yakın.

Super Monkey Ball, Fumito Ueda ve Minecraft Parkur Etkisi

Oyunun ilham kaynakları ilk bakışta birbirinden kopuk gibi görünse de, geliştirici onları tek bir potada eritmiş. Sega’nın Super Monkey Ball serisinden alınan fizik tabanlı hareket, dil mekaniğiyle birleşince platformer kısmı tamamen farklı bir yere taşınıyor: sadece zıplamıyorsunuz, kendinizi yuvarlanmanın ritmiyle birlikte itiyorsunuz. Bu, klasik platformerlerden çok farklı bir kas hafızası gerektiriyor.

Fumito Ueda etkisi ise daha çok anlatıda ve mekân tasarımında hissediliyor. Shadow of the Colossus ve Ico’nun o devasa, sessiz yapıları; The Canon of Balls’ın açık dünyasında yeniden karşımıza çıkıyor. Burada devasa boşluklar, yıkık köprüler, tek başına duran kapılar var; hepsi bir şey anlatıyor ama hiçbiri açıkça konuşmuyor.

Minecraft parkur geleneği ise oyunun en şaşırtıcı katmanı. Açık dünyada ilerlerken karşınıza çıkan yapılar, blok bazlı ama organik görünümlü engel parkurlarıyla dolu. Dilinizi doğru anda çıkarmak, doğru açıyla sıçramak, kafesin dönüşünü hesaba katmak; bunlar Minecraft speedrun parkuru yapan oyuncuların kas hafızasına sesleniyor. Oyun, parkuru sadece bir geçiş aracı olarak değil, keşfin kendisi olarak sunuyor.

Straftat ile Aynı Damardan: Tuhaf Ama Kararlı Bir Throwback

Rock Paper Shotgun, The Canon of Balls’ı Straftat ile aynı çizgide konumlandırıyor: nostaljiden çok daha fazlası. Bu tür projeler, eski oyunları birebir kopyalamaya çalışmıyor; onların altında yatan o “acayip damarın” hâlâ keşfedilmemiş madenler barındırdığını söylüyor. The Canon of Balls da tam olarak böyle bir hissiyata sahip.

Oyunun en büyük gücü, tuhaf öğeleri birbirine yapıştırmak yerine, hepsinin kendi alanında nefes almasına izin vermesi. Dil mekaniği başlı başına bir karakter; yuvarlanan kafes ayrı bir karakter; mimari atmosfer ayrı bir karakter. Hiçbiri diğerini ezmiyor. Bu denge, indie platformer sahasında nadir görülen bir olgunluk işareti.

Aynı ay içinde çıkan “Marble Souls” gibi fizik tabanlı Dark Souls yorumlarından farklı olarak, The Canon of Balls kendine ait bir dil kurmuş. Marble Souls daha çok “Dark Souls’u bir bilyaya koyarsak ne olur” sorusuna cevap ararken, The Canon of Balls “bir kafese hapsedilmiş bir varlığın gözünden Dark Souls atmosferini nasıl kurarız” sorusunu soruyor. Cevapları da birbirinden epey uzak.

Mimari ve Atmosfer: Oyunun Gerçek Yıldızı

The Canon of Balls’ı farklı kılan şey, hikâyesinin ya da karakterlerinin değil, doğrudan mekânlarının gücü. Oyunda ilerledikçe karşılaştığınız yapılar, sadece fon olarak değil, anlatının ta kendisi olarak işlev görüyor. Bir köşeyi döndüğünüzde karşınıza çıkan o kemerli geçit, Shadow of the Colossus’taki o unutulmaz tapınak kapılarıyla aynı duyguyu uyandırıyor. Dilinizle bir sütuna tutunup yukarı çekildiğinizde, kısa bir süreliğine oyundan çıkıp o manzaraya bakma ihtiyacı hissediyorsunuz.

Bu mimari duyarlılık, oyunu “bir küre içinde platformer” kategorisinin çok ötesine taşıyor. The Canon of Balls, aslında bir mekân keşif oyunu; platformer ve parkur unsurları bu keşif ritüelinin bir parçası. Dark Souls mimarisi, Fumito Ueda’nın epik boşlukları ve Minecraft parkurunun el yapımı zorlukları bir araya geldiğinde, oyunun tür etiketinden çok daha fazlasını sunduğunu görüyorsunuz.

Beklenti Yönetimi

The Canon of Balls, alışıldık indie platformerlerden çok farklı bir ritimde ilerliyor. İlk 30 dakika boyunca “bu ne?” hissi yoğun olabilir; oyuna biraz zaman tanıyıp dil ve kafes mekaniğinin oturmasını beklemek, keşfin asıl keyfine ulaşmak için önemli.

Oyuncular İçin Ne İfade Ediyor?

Klasik platformerlerin kas hafızasına güvenen oyuncular, başlangıçta The Canon of Balls’a yabancılık çekecektir. Yuvarlanma fiziği, sıçrama zamanlaması ve dil mekaniği, refleksleri yeniden kalibre etmeyi gerektiriyor. Ama bu kalibrasyon tamamlandığında, oyunun sunduğu hareket özgürlüğü ve keşif derinliği buna fazlasıyla değiyor.

Dark Souls’un atmosferik zorluğunu özleyen ama klasik aksiyon-RPG temposundan sıkılmış oyuncular için The Canon of Balls, ilginç bir orta yol sunuyor. Sürekli düşmanla savaşmak yerine, çevrenizle mücadele ediyorsunuz; uçurumlara düşmek, dilinizi yanlış açıda kullanmak, kafesinizi yanlış hizalamak gibi hatalar, klasik Dark Souls boss fightlarından çok farklı ama bir o kadar öğretici hissettiriyor.

Minecraft parkuruna aşina oyuncular, oyunun bu katmanını hızlıca sahiplenecektir. Yapı bloklarından oluşan engel parkurları, o bildik “bir blok daha, bir blok daha” ritmini yuvarlanan kafesin fiziğiyle birleştirince ortaya alışılmadık ama birleşik bir deneyim çıkıyor.

Sonuç: Tuhaf Ama Kendinden Emin Bir Deneyim

The Canon of Balls, tarif etmesi zor, tanımlaması daha da zor bir oyun. Dark Souls’un sessiz ağırlığını, Super Monkey Ball’ın çılgın fiziğini, Fumito Ueda’nın mekânsal duygusunu ve Minecraft parkurunun el yapımı zorluğunu aynı potada eritiyor; ve hiçbirini diğerine feda etmeden bunu başarıyor. Indie platformer sahasının, nostaljik taklitlerden çok kendi sesini kurmaya çalışan projelere ihtiyacı var. The Canon of Balls, tam da o projelerden biri.

Sıkça Sorulan Sorular

The Canon of Balls ne tür bir oyun? The Canon of Balls; fizik tabanlı hareket, açık dünya keşif, platformer ve parkur unsurlarını birleştiren indie bir aksiyon-macera oyunudur. Temel mekanik, yuvarlanan bir kafes içinde dilinizi kullanarak dünyayı keşfetmektir.

Hangi oyunlardan ilham alıyor? Geliştirici, Dark Souls’un atmosferik mimarisini, Super Monkey Ball’ın fizik tabanlı hareketini, Fumito Ueda’nın Shadow of the Colossus ve Ico esinli mekân anlatımını ve Minecraft parkur geleneğini açık ilham kaynakları olarak belirtiyor.

Oyun zor mu? The Canon of Balls’ın zorluğu, klasik düşman odaklı zorluktan farklı; daha çok mekân okuma, zamanlama ve fizik hesabı üzerine kurulu. Dark Souls’un “acımasız dünya” hissini platformer parkuruna taşıdığını söyleyebiliriz.

Yorumlar (0)

İlk yorumu sen yaz.

Yorum yazmak için giriş yap ya da üye ol.

İlgili İçerikler